1. ÜNİTE: İSLAM ÖNCESİ TÜRK DÜŞÜNCESİ

A. DİNÎ DÜŞÜNCE

İslam öncesi dönemde Türkler; Budizm, Manihaizm, Hristiyanlık ve Yahudilik gibi farklı din ve kültürlerle temas hâlinde olmalarına rağmen kendi öz dinî sistemlerini ve millî kimliklerini korumuşlardır. Türklerin dinî hayatının merkezinde Gök Tanrı (Kök Tengri) inancı yer almakta; bununla birlikte Yer-Su (yir-sub) inancı ve Atalar Kültü de kutsal kabul edilen diğer temel esasları oluşturmaktadır.


1. İslam Öncesi Türklerde Âlem (Evren) Tasavvuru

  • Üç Tabakalı Evren Modeli: Türk düşüncesinde âlem; yeri, göğü ve içindekileri kuşatan en geniş varlık alanıdır. Evren gök, yer ve yer altı olmak üzere üç ana tabakadan oluşur. Kül Tigin Kitabesi’nde bu durum “Üstte mavi gök, altta yağız yer yaratıldığında ikisi arasında insanoğlu yaratılmış” ifadesiyle aktarılmıştır.
  • Kozmik Eksen ve Semboller: Bu üç tabakanın; yere saplanmış kazık şeklindeki bir demir direk, kutsal bir dağ veya dünya ağacı ile birbirine bağlı olduğuna inanılmıştır.
  • Gök Kubbe ve Demirkazık: Gökyüzü kubbeli, çok katmanlı ve daire şeklinde tasavvur edilmiştir. Göğün merkezinde Demirkazık (Kutup Yıldızı) yer alır. Gök kubbenin Kutup Yıldızı etrafında döndüğüne inanılmış, Büyükayı takımyıldızının hareketlerine göre mevsimler ve takvim oluşturulmuştur. Ayrıca Gök Çarkı’nın (Çarkıfelek) devinim hâlinde olduğu kabul edilmiş; Oğuz Kağan Destanı’nda göğün sembolü “altın yay” olarak tanımlanmıştır.
  • Çadır Kültürü ve Evren İlişkisi: Konargöçer yaşamın simgesi olan çadırın direği göğün direğine, çadırın üst kısmı ise gök kubbeye benzetilmiştir. Bu tasavvur, yerleşik hayata geçildikten sonra mimaride kubbe biçimine dönüşmüş; kültürel olarak da çadır direği aileyi ayakta tutan “baba” simgesi hâline gelmiştir.
  • Dünya ve Ötüken (Dünyanın Merkezi): Yeryüzü; insanların yaşadığı, su üstünde yüzen dört köşe veya dikdörtgen şeklinde bir alan olarak düşünülmüştür. Göktürkler ve Kırgızlar için dünyanın merkezi, etrafı ırmaklarla çevrili kutsal Ötüken bölgesidir. Ötüken’deki dağ, hem göğün temel direği hem de dünyanın ekseni sayılmıştır.
  • Evrenin Unsurları: Evrenin ağaç, demir, ateş, su ve toprak unsurlarından meydana geldiği kabul edilmiştir. Oğuz Kağan’ın çocuklarına Gün, Ay, Yıldız, Gök, Dağ ve Deniz adlarını vermesi bu bütünleşmenin göstergesidir.

2. Ölüm ve Ahiret Anlayışı (Cenaze Törenleri ve Kurganlar)

  • Ölüm Anlayışı: Türklerde ahiret inancı mevcuttur; ölüm bir yok oluş değil, yalnızca dünya değiştirmek ve yeni bir hayata geçmektir. İnsanların ölümlü, yalnızca Tanrı’nın ölümsüz olduğu inanışı Kül Tigin Kitabesi’nde “Zamanı Tanrı yaşar. İnsanoğlu hep ölmek için yaratılmış” şeklinde dile getirilmiştir.
  • Ruh (Tin) ve Uçmağ/Tamu: Ruh ve can anlamında “tin” (nefes) kelimesi kullanılmıştır. Ölen kişinin ruhunun bir kuş gibi uçup gittiğine inanıldığı için ölmek yerine sıklıkla “uçtu” denilmiştir. Cennete “uçmağ”, cehenneme ise “tamu” adı verilmiştir.
  • Yoğ (Yuğ) Törenleri: Ölen kişinin ardından 3, 7, 21 ve 40. günlerde (özellikle ruhun Tanrı katına çıkış günü sayılan 7. günde) yoğ / yuğ (ölü aşı) adı verilen ziyafetler düzenlenmiştir. Cenaze törenlerinde kubbeli otağ kurulmuş, otağın etrafında at koşturulmuştur.
  • Kam (Şaman) Ritüeli: Otağın ortasına dikilen 9 çıkıntılı kutsal kayın ağacı sırığı üzerinden kam (şaman), gece boyunca ayin yaparak ölünün ruhunu Tanrı katına ulaştırmaya çalışmıştır. Törenlerde yas simgesi olarak saç kesilmiş, yüz yırtılarak kanlı gözyaşı dökülmüş ve tütsü yakılmıştır.
  • Kurgan ve Balbal: Ölüler, öte dünyada ihtiyaç duyacakları kişisel ve değerli eşyaları, silahları ve kurban edilen atlarıyla birlikte gömülmüşlerdir. Mezarların üzerine toprak ve taş yığılarak oluşturulan tümseklere kurgan adı verilmiştir. Ölen kişi kahramansa, sağlığında öldürdüğü düşman sayısınca kurganının üzerine balbal adı verilen mezar taşları dikilmiştir. Kurgan kültürü zamanla Selçuklularda kümbet, Osmanlılarda ise türbe mimarisine dönüşmüştür.

3. Gök Tanrı İnancı

  • Tanrı’nın Nitelikleri: Dinî sistemin merkezinde yer alan Tanrı; tektir, ezelî ve ebedîdir, her şeyin yaratıcısı ve kâinatın efendisidir. İnsan biçiminde tasavvur edilmediği için heykeli, resmi veya putu yapılmamış; dolayısıyla Türklerde puthaneler de bulunmamıştır.
  • “Gök” Kelimesinin Anlamı: Orhun Kitabeleri’nde geçen “Gök Tanrı” ifadesindeki “gök” kelimesi fiziki gökyüzünü veya rengi değil; Tanrı’nın yüce, ulu ve semavi oluşunu belirten bir sıfattır. Eski Türkçede Tanrı için tengri, tangrı, çalab, idi, ugan, iz, bayat gibi sözcükler kullanılmıştır.
  • Siyasi Hâkimiyet ve Kut: Siyasi iktidarın ve devleti yönetme yetkisinin (kut) kaynağı Tanrı’dır. Tanrı kağanı tahta oturtur, yüceltir, ordusuna güç ve zafer verir. Kağanlar görevlerini Tanrı adına yürütürler.
  • Evrensellik: Orhun Kitabeleri’nde geçen “Türk Tanrısı” tamlaması, millî bir koruyucu gibi görünse de Tanrı’nın genel nitelikleri itibarıyla evrensel bir yaratıcı olduğunu gösterir.
  • Devamlılık: Türkler İslamiyet’i kabul ettikten sonra da Allah lafzını karşılamak üzere Tanrı kelimesini kullanmaya devam etmiş; bu iki kavram Türk kültüründe yan yana yaşatılmıştır.

4. Atalar Kültü

  • Saygı ve Kurban: Ölmüş ataların (özellikle babaların) ruhlarına saygı duyulması ve onlar adına kurbanlar sunulması esasına dayanır. Ataların ruhlarının aile bireylerini koruduğuna veya onlara iyilik/kötülüklerinin dokunabileceğine inanılmıştır. Bu anlayış, ataerkil aile yapısındaki baba hâkimiyetinin inanca yansımasıdır.
  • Kutsal Ocak ve Törenler: Ailedeki ocak atalara saygı nedeniyle kutsal sayılmıştır. Asya Hunları her yılın mayıs ayında atalarına kurban sunmuş; Göktürkler ise her yıl bizzat kağanın başkanlığında ataların mezarlarında devlet törenleri düzenlemişlerdir.
  • Kozmik Devinim: Törenlerde mezar etrafında at Koşturularak dönülmesi, yıldızların Kutup Yıldızı etrafındaki devinimini (kozmik düzeni) simgelemiştir.
  • İslam Sonrası Değişim: Türkler Müslüman olduktan sonra büyüklere saygıyı sürdürmüş; ancak kabirleri tapınak hâline getirme ve mezar başında kurban kesme ritüellerini terk etmişlerdir.

5. Yer-Su (Yir-Sub) İnancı

  • Tabiatın Kutsallığı (İduk): Tabiatın Tanrı tarafından yaratıldığına inanıldığı için dağ, orman, ağaç, su, kaya gibi doğa unsurları ıduk (kutsal) kabul edilmiştir. Bu kutsallık zamanla büyük devletlerde yurt inancına dönüşmüştür.
  • Kutsal Mekânlar ve Ağaçlar:
    • Kutsal Dağlar: Altay, Ötüken ve Tanrı dağları kutsal kabul edilmiştir. Göktürkler her yılın 5. ayında Altın Dağ’a çıkarak ibadet etmişlerdir.
    • Ağaç Kültü: Kayın, meşe ve Ötüken Ormanı kutsal sayılmıştır. Kamlar kayın ağacı olmadan ayin yapmamış; kutsal ağaçların kesilmesi günah kabul edilmiştir.
  • Ateş Kültü: Ateş, kutsal ve temizleyici bir güç olarak görülmüş; ateşteki bu temizleyici ruha “od izi” (ateş sahibi) denilmiştir.
  • Su Kültü: Hayatın ve kökenin kaynağı sayılan su nehirleri ve kaynakları kutsal kabul edilmiş, suyu kirletmek büyük günah sayılmıştır.
  • Sembolik Hayvanlar: Doğadaki her şeyin bir ruhu olduğuna inanılan bu sistemde at, geyik, keçi ve özellikle Türk destanlarında yol gösterici bir sembol olan kurt (Bozkurt) öne çıkmıştır.

B. FELSEFİ DÜŞÜNCE

İslam öncesi Türklerde felsefi düşünce; varlık, bilgi, ahlak ve siyaset alanlarını kapsayan, kendi içinde tutarlı ve kendine özgü bir düşünce dünyasını ifade eder.


1. Felsefi Düşünceyi Şekillendiren Etkenler ve Kültürel Etkileşim

  • Bozkır Kültürü ve Konargöçer Yaşam: Türklerin felsefi düşüncesi, temel olarak bozkır kültürünün ve konargöçer yaşam tarzının getirdiği şartlarla biçimlenmiştir.
  • Çevre Kültürlerle Etkileşim: Türklerin çeşitli toplumlarla kurdukları kültürel etkileşimler sonucunda İran, Çin, Hindistan ve Türkistan’daki dinî ve mitolojik motifler Türk düşünce dünyasına girmiştir.
  • Doğaüstü İnanışlar: Farklı kültürlerdeki mitolojik imgelerden etkilenilmesi, ay üstü âlemin varlığına ve doğaüstü varlıklara olan inançları pekiştirmiştir.

2. Akılcı, Gerçekçi ve Pratik Dünya Görüşü

  • Mistik Yaşamdan Farkı: Bozkırın zorlu doğa koşulları ve sürekli hayatta kalma mücadelesi nedeniyle Türkler; Hint ve Çinliler gibi pasif veya mistik bir yaşama yönelmemiş, akla önem veren bir yaşam biçimi oluşturmuşlardır.
  • Pratik Düşünce Yapısı: Akıl ve ahlak esaslı bir yaşam kurmaları, onların gerçekçi ve pratik bir düşünce yapısına sahip olmalarıyla mümkün olmuştur.

3. Disiplin, Ahlak ve Sorumluluk Anlayışı

  • Konargöçerlikte Disiplin: Konargöçer yaşamın zorlukları, düşünce ve ahlak sistemlerindeki güçlü disiplin sayesinde aşılmıştır.
  • Ahlaki Değerler: Bu ahlak sistemi dürüstlüğe önem verme ve sorumluluk bilinci taşıma ilkelerine dayanır. Halk arasında yaygın olan “Söz, namustur” ifadesi bu anlayışın somut bir göstergesidir.
  • Kültürel Korunma: Disiplin ve görev bilinci; Türklerin hem egemenlik kurdukları bölgelerde adil bir yönetim sergilemelerini hem de asimile olmadan kendi kültürel değerlerini korumalarını sağlamıştır.

4. Gök Tanrı İnancı ve Varlık-Siyaset Felsefesi

  • Varlık Anlayışı: Sonsuz güce sahip tek varlık Gök Tanrı’dır. Orhun Kitabeleri’nde yer alan “Zamanı Tanrı yaşar. İnsanoğlu hep ölmek için yaratılmış” ifadesi bu varlık felsefesini yansıtır.
  • Devlet ve Siyaset Felsefesi: Gök Tanrı inancı; varlık, ahlak ve siyaset alanlarındaki düşünceleri doğrudan şekillendirmiştir. Bu inanç, ahlakı ve adaleti esas alan bir siyaset anlayışı ile tüm yeryüzüne barış ve adaleti getirmeyi amaçlayan cihan hâkimiyeti düşüncesine temel oluşturmuştur.

5. Doğa, Varlık ve Çevre Felsefesi

  • Tüm Varlıklara Saygı: Türklerin ahlak ve adalet anlayışı sadece insana değil, tüm varlıklara bakışına yansımıştır. Dünya, her canlının saygıyı hak ettiği ortak bir yaşam alanı kabul edilmiştir.
  • Doğanın Emanet Olması: Her şeyi yaratan Gök Tanrı olduğu için doğadaki canlı veya cansız tüm varlıklar birer emanet olarak görülmüştür.
  • Yer-Su ve Yaşam: Yer, Tanrı’nın canlılar için yarattığı bir ortam; su ise hayat demektir. Yağmurla suyun gökten inmesi hayatın kutsallığını simgeler. Yer-su inancıyla doğaya kutsallık atfedilmesi, doğadaki hiçbir canlı varlığa zarar vermeme düşüncesini geliştirmiş ve doğayla uyum içinde yaşama anlayışını doğurmuştur.

C. BİLİMSEL DÜŞÜNCE

İslam öncesi dönemde Türklerin bilimsel düşüncesi; gündelik ihtiyaçları karşılamaya, doğayı tanımaya, barınma, beslenme, hayatta kalma, koruma ve çevreye uyum sağlamaya yönelik pratik bilgiler etrafında şekillenmiştir.


1. Bilimsel Düşüncenin Temel Özellikleri ve Konargöçerlik

  • Gelişim Süreci: Türklerde bilimsel bilginin gelişimi Mısır, Sümer, Babil, Çin ve Hint gibi diğer ilk dönem medeniyetlerine kıyasla nispeten daha yavaş bir seyir izlemiştir. Bunun temel nedeni, Türklerin yerleşik hayata diğer uygarlıklardan daha geç dönemde geçmiş olmalarıdır.
  • Pratik Alanlardaki Başarılar: Konargöçer yaşam tarzına rağmen Türkler; tarım, hayvancılık, savaş teknolojileri, tıp, kimya, astronomi, gök cisimlerini izleme ve takvim hazırlama gibi alanlarda temel ve önemli bilgiler edinmişlerdir.
  • Sistemli Dönüşüm: İlk dönemlerdeki basit pratik deneyimler zamanla akla ve gözleme dayanan sistemli ve güvenilir bilimsel bilgilere dönüşmüştür.

2. Teknik, Sanat ve Kentleşme (Hunlar ve Uygurlar)

  • Araç ve Gereç Yapımı: MÖ 8000’lere ait arkeolojik buluntular, Türklerin günlük hayatı kolaylaştıran kesici ve öğütücü aletler ile çanak-çömlek gibi araç gereçleri kullandıklarını göstermektedir.
  • Atın Evcilleştirilmesi ve Araba: Türkistan’da konargöçer yaşam süren Türkler atı evcilleştirmiş ve MÖ 2800’lerde arabayı icat etmişlerdir. Pazırık Kurganı’nda bulunan tekerlekli araba bunun somut bir kanıtıdır.
  • Hunlarda Teknik ve Zanaat: Hunlar ipek ve pamuğu üretip işlemiş; ayna üretimi, ağaç oymacılığı yapmış ve bitkilerden boya elde etmişlerdir.
  • Uygurlarda İlerleme ve Matbaa Tekniği:
    • Yerleşik hayata geçen Uygurlar kentleşme, mimari ve kültür alanında büyük gelişmeler kaydetmişlerdir. Su kanalları, su kemerleri, taş binalar ve mabetler inşa etmiş, kentlerin etrafını kalın duvarlarla çevirmişlerdir.
    • Pamuğu kâğıt yapımı ve dokumacılıkta kullanmışlardır.
    • Yeni bir alfabe geliştiren Uygurlar, matbaa öncesi dönemin en gelişmiş baskı yöntemi olan klişe baskı tekniğinin öncüsü olmuşlardır. Tahtadan oyulmuş harfler ve klişeler kullanarak çok sayıda eser basmışlardır. Doğu Türkistan’daki kazılarda bulunan VIII. yüzyıla ait kitaplar yüksek bir entelektüel düzeyi kanıtlamaktadır.

3. Astronomi ve On İki Hayvanlı Türk Takvimi

  • Gözlem İhtiyacı: Göçebe yaşamda bir yerden başka bir yere göç ederken veya yerleşik hayatta tarım yaparken hava şartlarını, mevsimleri ve gün dönümlerini bilmek hayati önem taşımıştır. Gökyüzünü ve gök cisimlerini izleyen Türkler astronomi alanında uzmanlaşmışlardır.
  • On İki Hayvanlı Türk Takvimi’nin Özellikleri:
    • Yıldızların hareketlerinin Güneş’in hareketleriyle ilişkisinin yorumlanmasıyla oluşturulmuş bir yıldız takvimidir.
    • 12 Yıllık Devreler: Takvim 12 yıllık periyotlardan oluşur ve her yıla bir hayvan adı verilmiştir (fare, sığır, pars, tavşan, balık, yılan, at, koyun, maymun, tavuk, köpek, domuz). Bu hayvanların özelliklerinin o yılın gidişatını ve o yılda doğanların karakterini etkilediğine inanılmıştır.
    • Zaman Dilimleri: Bir yıl 12 aya bölünmüş (birinc ay, ikinc ay, ücünç ay vb.); bir gün ise ikişer saatlik 12 eşit kısma ayrılıp bu dilimlere de hayvan isimleri verilmiştir.
    • Başlangıç: Günün başlangıcı gece yarısı, yılın başlangıcı ise ilkbahardır.
    • Kullanım Alanı: Uygur hukuk belgelerinde, Manas Destanı’nda ve Göktürkçe kitabelerde (Örn: Kül Tigin Kitabesi’nde ölüm ve tören tarihlerinin belirtilmesinde) bu takvim kullanılmıştır.

4. Kimya ve Metalürji (Madencilik)

  • Maden İşleme Becerisi: Türklerde MÖ 2000’lerden itibaren maden kullanımında büyük bir artış görülmüştür. Bakır, kurşun ve demiri işlemişler; bakır ile kalayı karıştırarak bir alaşım olan bronzu elde etmişlerdir.
  • Demircilik Kültürü: Yaşadıkları coğrafyada bol miktarda demir madeni bulunan Türkler, tarihin en eski dönemlerinden itibaren demircilikle uğraşmışlar; demiri mitolojik olarak kutsal sayıp yer-su varlıkları arasında görmüşlerdir.

5. Tıp, Sağlık ve Aşılama

Kutadgu Bilig ve Divân-ı Lugâti’t-Türk gibi kaynaklar, İslam öncesi Türk tıbbının oldukça gelişmiş birikimini ortaya koymaktadır.

  • Hekimlik Sınıfları (Kutadgu Bilig’e Göre):
    1. Manevi Hekimlik: Dinî inançlar doğrultusunda kam (şaman) tarafından ruhsal hastalıklara yönelik inanç temelli tedavi yöntemleriyle yürütülmüştür.
    2. Maddi Hekimlik: Otaçı, emci veya atasagun adı verilen hekimlerce bitkisel ve hayvansal kaynaklı ilaçların kullanıldığı pozitif tıp anlayışıdır.
  • Veterinerlik ve Zooloji: Hayvan hastalıkları ve bakımı konusunda bilgi sahibi olan Türkler, hayvanlarda dağlama yöntemi uygulamış ve hayvan ürünlerini ilaç yapımında kullanmışlardır.
  • Mumyalama: Hunlar ölü gömme geleneklerinin bir parçası olarak mumyalama yapmışlar, bu da anatomi ve tıp alanında bilgi sahibi olduklarını göstermiştir.
  • Koruyucu Hekimlik: Göktürkler koruyucu hekimliğe önem verip bitki ve hayvan kaynaklı ilaçlar geliştirmişlerdir. Uygurlar ise Çin ve Hint tıp metinlerinden de yararlanmışlardır.
  • Çiçek Aşısı (Uygurlar): Sağlık alanında ileri giden Uygurlar, çiçek ve kızamık gibi bulaşıcı hastalıklar için çiçek aşısı geliştirmişlerdir. Çiçek yarası kabuklarını kurutup suda bekleterek zayıflatılmış mikrobu sağlıklı bireylere enjekte etmişlerdir.
  • Tıbbi Kelime Zenginliği: Divân-ı Lugâti’t-Türk’te anatomi, fizyoloji, hastalıklar ve ilaçlarla ilgili 581 Türkçe kelimenin bulunması Türk tıbbının zenginliğini kanıtlamaktadır.

💡 Sınavda Şık ve Açık Uçlu Sorularda Hayat Kurtaracak Özet İpuçları

  • “Türklerde bilimsel gelişimin Mısır ve Sümer’e göre yavaş olmasının temel sebebi nedir?”
    • Yerleşik hayata daha geç dönemde geçilmiş olması.
  • “Uygurların matbaa öncesi geliştirdiği baskı tekniği nedir?”
    • Tahtadan harfler ve kalıplarla yapılan klişe baskı tekniği.
  • “Maddi hekimlik yapan pozitif tıp hekimlerine ne ad verilir?”
    • Otaçı, emci ve atasagun.
  • “Uygurların bulaşıcı hastalıklara karşı tıp tarihine en büyük katkısı nedir?”
    • Çiçek yara kabuklarından elde ettikleri mikroplarla çiçek aşısını geliştirmeleri.

Ç. SİYASİ DÜŞÜNCE

İslam öncesi dönemde Türklerin siyasi düşüncesi; âlem tasavvuru, Gök Tanrı inancı, konargöçer yaşam ve bozkır kültürüyle doğrudan ilişkilidir. Gökyüzündeki kozmik düzenin yeryüzündeki siyasi yapıya yansıdığı kabul edilmiş; evrenin merkezinde Kutup Yıldızı yer alırken, yeryüzünün merkezinde de Tanrı’nın emriyle hüküm süren kağanın bulunduğu düşünülmüştür.


1. Siyasi Düşüncenin Temel Kaynakları ve Yapısı

  • Orhun Kitabeleri (Göktürk Yazıtları): Türk siyasi düşüncesinin temelini oluşturan en önemli yazılı kaynaklardır. Vezir Tonyukuk, Kül Tigin ve Bilge Kağan adına dikilen bu kitabeler; Türk adının geçtiği ilk Türkçe yazılı metinler olup devlet ile toplumun karşılıklı hak ve sorumluluklarını düzenler.
  • Mitoloji, Destan ve Atasözleri: Ergenekon, Bozkurt ve Oğuz Kağan destanları ile sözlü gelenek; hükümdarın görevleri, meşruiyetin kaynağı ve devlet felsefesi hakkında derin bilgiler sunar.

2. Kut Anlayışı (Siyasi Hâkimiyetin Kaynağı)

  • Tanrısal Meşruiyet: Siyasi iktidarın ve devleti yönetme yetkisinin kaynağı doğrudan Tanrı’ya dayandırılmıştır. Tanrı, kağana milleti yönetmesi için kut (hâkimiyet gücü, manevi kuvvet, saadet) bahşeder.
  • Kül Tigin ve Bilge Kağan Yazıtları: Kitabelerde “Tanrı lütfettiği için, kendimin kutu olduğu için kağan olarak tahta oturdum” ve “Türk halkının adı sanı yok olmasın diye beni o Tanrı tahta oturttu” ifadeleriyle yönetme hakkının ilahi kaynağı vurgulanmıştır.
  • Veraset Usulü: Kut anlayışına göre hükümdarlık kan yoluyla babadan oğullarına geçtiği için hanedan üyelerinin tamamı yönetimde hak iddia edebilmiştir.
  • Sorumluluk: Kut sahibi olan kağan, gücünü keyfi kullanamaz; Tanrı’ya ve halkına karşı adaletle hükmetmekle yükümlüdür.

3. Türk Töresi ve Değişmez İlkeleri

  • Sözlü Hukuk Düzeni: Bozkır yaşamında toplumsal ve siyasi hayatı düzenleyen, ahlaki değerleri ve devlet hukukunu şekillendiren sözlü kurallar bütününe töre denir.
  • Törenin Değişmez 4 Temel İlkesi:
    1. Könilik: Adalet.
    2. Uzluk: İyilik, faydalılık.
    3. Tüzlük / Tuzluk: Eşitlik.
    4. Kişilik: İnsanlık.
  • Bağlayıcılık ve Bağlılık: Kağan dâhil toplumun tamamı töreye uymak zorundadır. Seçilen kağan tahta çıkarken töreye sadık kalacağına söz verir.
  • Devletin Varlık Şartı: Türklere göre törenin bozulması devletin yıkılması anlamına gelir. Orhun Yazıtları’nda “Üstte gök çökmedikçe, altta yer delinmedikçe ilini töreni kim yıkıp bozabilirdi?” denilerek törenin devleti ayakta tutan ana unsur olduğu belirtilmiştir.

4. Cihan Hâkimiyeti Anlayışı ve Kızılelma Ülküsü

  • Cihan Hâkimiyeti Anlayışı: Tanrı’dan alınan kut sayesinde güneşin doğduğu yerden battığı yere kadar tüm yeryüzüne barış ve adaleti getirme ülküsüdür.
  • Evrensel İdeal: Oğuz Kağan’ın “Güneş bayrağımız, gökyüzü otağımızdır” sözü ve Kül Tigin Yazıtı’ndaki “Doğuda gün doğusuna, güneyde gün ortasına, batıda gün batısına… oradaki tabi halklar bana bağlıdır” ifadesi bu düşünceyi simgeler.
  • Kızılelma Ülküsü: Türklerin ulaşmayı ve fethetmeyi hedeflediği ebedî ideal, muhayyel yer ve zafer sembolüdür. Kökleri Ergenekon Destanı’ndaki Ergenekon’dan çıkıp eski yurdu yeniden ele geçirme idealine dayanır ve zamanla cihan hâkimiyetinin simgesi hâline gelmiştir.

5. Bağımsızlık (Oksızlık) ve Adalet Düşüncesi

  • Bağımsızlık (Oksızlık) İdeali: Başka bir devletin otoritesi veya güdümü altına girmeyi reddetme anlayışıdır. Türkler bağımsızlıklarını kaybetmektense özgürce yaşayabilecekleri yeni topraklara göç etmeyi tercih etmişlerdir.
  • İşbara Kağan’ın Cevabı: Göktürk kağanı İşbara Kağan, Çin İmparatoru’nun dil, giyim ve örf değiştirme isteklerine karşı “Halkıma Çin elbiseleri giydiremem, adetlerinizi almam imkânsızdır. Çünkü bu bakımdan bütün milletim hassasiyetle çarpan tek kalptir” diyerek bağımsızlık duruşunu sergilemiştir.
  • Adalet Temelli Devlet: Devletin en birincil görevi adaleti sağlamaktır. Adaleti terk eden hükümdarın Tanrı tarafından kutu elinden alınır ve devlet yıkılışa sürüklenir.

6. Devlet Yapısı, Toplumsal Örgütlenme ve Kurultay

  • Toplumsal Hiyerarşi (Soy Yapısı): Türk toplumunda sınıflaşma yoktur. Toplum ve devlet iç içe geçmiş şu halkalardan oluşur: \[\text{Oguş (Aile)} \rightarrow \text{Urug (Aileler Birliği)} \rightarrow \text{Boy (Soy Birliği / Küçük Devlet)} \rightarrow \text{Bodun (Millet)} \rightarrow \text{İl (Devlet)}\]
  • İl (Devlet) ve Barış: Eski Türkçe metinlerde devlet “il” olarak adlandırılır. Dîvânu Lugâti’t-Türk‘te “il” kelimesinin bir diğer anlamı “barış” olarak geçer; bu da devletin temel varlık nedeninin toplumda ve dünyada barışı sağlamak olduğunu gösterir.
  • Kurultay (Toy / Kengeş Meclisi): Siyasi, askerî, sosyal ve ekonomik konuların görüşülüp karara bağlandığı danışma ve karar meclisidir. Kurultay, töreyi en iyi bilen devlet adamlarından oluşur; gerektiğinde kağanı seçme veya töreye uymayan kağanı tahttan indirme yetkisine sahiptir.
  • Hatun: Kağanın eşi olan hatun, elçileri kabul eder, kurultaya katılır ve devlet yönetiminde aktif söz sahibi olur.
  • Sosyal Devlet Anlayışı: Kağanın asli görevi halkı doyurmak, giydirmek, fakirliği gidermek ve halkı kedersiz kılmaktır.

💡 Sınavda Şık ve Açık Uçlu Sorularda Hayat Kurtaracak Özet İpuçları

  • “Türk töresinin değişmeyen 4 ilkesi nedir?”
    • Könilik (adalet), Uzluk (iyilik/faydalılık), Tüzlük (eşitlik), Kişilik (insanlık).
  • “Eski Türkçede ‘il’ kelimesi ne anlama gelir ve devlet felsefesi açısından neyi simgeler?”
    • Devlet anlamına gelir; aynı zamanda Dîvânu Lugâti’t-Türk‘e göre “barış” demektir. Devletin temel görevinin barış ve huzuru korumak olduğunu simgeler.
  • “Türk devlet yapısında toplumsal örgütlenmenin küçükten büyüğe sıralaması nasıldır?”
    • Oguş (aile) \(\rightarrow\) Urug (aileler birliği) \(\rightarrow\) Boy (soy birliği) \(\rightarrow\) Bodun (millet) \(\rightarrow\) İl (devlet).
  • “Kağanın meşruiyetini kaybetmesinin ve kurultay tarafından tahttan indirilmesinin temel sebebi nedir?”
    • Töreye uymamak, adil davranmamak ve halkın huzur ile refahını sağlayamamak.