1939 Erzincan Depremi ve “Cennetlik Günahkârlar”

27 Aralık 1939 gecesi, saatler 01.57’yi gösterdiğinde Anadolu coğrafyası tarihinin en amansız doğal afetlerinden biriyle sarsıldı. Merkez üssü Erzincan olan 7,9 büyüklüğündeki bu devasa deprem, kenti ve çevre illeri sadece 52 saniyede enkaza çevirdi. Kışın en çetin günleriydi; hava sıcaklığı sıfırın altında 35 dereceye kadar düşmüştü. Deprem anında uykuda yakalanan binlerce insan çöken kerpiç binaların altında kalırken, sağ kurtulmayı başaranlar ise dondurucu soğuk, tipi ve fırtınayla ölüm kalım savaşı veriyordu. Resmi kayıtlara göre 32.968 can yitirilmiş, 116.720 bina yerle bir olmuştu.

İşte bu büyük felaketin, acının ve dondurucu karanlığın ortasında, insanlık tarihine altın harflerle yazılacak benzersiz bir dayanışma destanı filizlendi. Bu destanın kahramanları ne profesyonel arama-kurtarma ekipleri ne de madalyalı kurtarıcılardı; onlar, yıkılan Erzincan Cezaevi’nin duvarları arasından çıkan ağır cezalık mahkûmlardı.

Sarsılmaz Bir Güven ve Açılan Kapılar

Depremin yıkıcı gücü Erzincan Hapishanesi’ni de vurmuş, duvarlar yerle bir olurken bazı mahkûmlar göçük altında can vermiş, hayatta kalanlar ise tamamen açıkta kalmıştı. Dondurucu kış şartlarında, her türlü asayişin ve otoritenin yok olduğu o kargaşada firar etmek için önlerinde hiçbir engel yoktu. Ancak hiçbiri kaçmayı aklından bile geçirmedi.

Dönemin Erzincan Cumhuriyet Savcısı (Müddeiumumi) İzzet Akçal, cezaevinin yıkıntıları arasından sağ kurtulan mahkûmları bir araya topladı. Akçal, büyük bir basiret ve cesaret örneği göstererek tarihi bir inisiyatif üstlendi. Mahkûmların gözlerinin içine bakarak şu sözlerle onlara güvendiğini gösterdi:

“Sizi şimdi enkaz altındaki canları kurtarmak üzere serbest bırakacağım. Aranızda civar köylerden olanlar varsa iki günlüğüne gidip ailelerini görebilirler. Ancak bir koşulum var; hiçbiriniz kaçmayacaksınız. Canla başla çalışacaksınız ve işimiz bittiğinde cezaevine döneceksiniz.”

Savcıya verilen bu söz, dondurucu kış ortasında bir namus sözüne dönüştü. Mahkûmlar kazma kürekleri omuzlayarak dondurucu soğuğa aldırmadan hemen şehrin sokaklarına dağıldılar.

Firar Etmek Yerine Can Kurtarmak

Aralarında İmralı Cezaevi’nden nakledilen 40 kadar deneyimli mahkûmun da bulunduğu bu grup, canlarını hiçe sayarak yıkılmak üzere olan binaların içine daldı, tonlarca ağırlıktaki enkazı tırnaklarıyla kazıdı. Deprem gecesi ayakta kalan barakalarda kalan inşaat işçisi 50 kadar mahkûm da dâhil olmak üzere, bu kader mahkûmları 1000’den fazla insanı mutlak bir ölümden kurtardı. Üstelik kurtardıkları vatandaşları kendi barakalarında ağırlayarak onlara sığınacak bir yuva sundular.

Gündüzleri enkaz altında can kurtaran, cesetleri çıkaran mahkûmlar, akşam karanlığı çöktüğünde ise hiçbir muhafız veya zincir olmaksızın tam saatinde savcının karşısında sıraya diziliyorlardı. Her akşam yapılan sayımlarda tek bir eksik bile çıkmıyordu; hepsi oradaydı. İçlerinden bir mahkûmun o günlerde dile getirdiği şu sözler, insanlık dersi olarak tarihe geçti:

“Tamam tabii… Böyle günde eksilen yalnız hapishaneden değil; millet hizmetinden, kardeşine yardımdan, insanlıktan kaçmış olur. Bu ise alçaklıkların en büyüğüdür ve katil de olsa, hiçbirimizin suçu böyle bir cinayetten daha ağır olamaz!”

Karlı Sokaklarda Yürek Burkan İki Hikâye

Bu büyük dayanışmanın içinde, tarihin sararmış sayfalarında kalmış iki insan hikâyesi vardır ki okuyanın boğazını düğümler:

  1. Kütahyalı Recep’in Hazin Hikâyesi: Kütahyalı şoför Recep, ailesinin namusuna göz koyan bir memuru vurduğu için 6 yıla mahkûm edilmişti. Eşi ve çocuğu depremden sadece üç gün önce Erzincan’a onu ziyarete gelmiş ancak görüşemeden deprem patlak vermişti. Recep, karlı sokaklarda gece gündüz çabalayarak kendi ailesini aradı ama bulamadı. Kendi acısına rağmen yıkık bir binadan, herkesin öldü sandığı genç bir kızı kollarında çıkararak toplamda dört can kurtardı. Karısının hediyesi olan kırmızı ipek mendilini gözyaşlarını silmek için kullanıyordu. Recep, kurtardığı çıplak ve dondurucu soğukta titreyen bir felaketzedeyi görünce hiç düşünmeden sırtındaki kalın çuha mahkûm ceketini çıkarıp ona giydirdi. “Mahkûm elbisesidir ama aldırma… Evvelâ canını kurtar… Halis çuhadır, insanı ateş gibi tutar!” diyerek onu ölümden kurtardı. Ancak kendisi karlı Erzincan viranesinde yarı çıplak dolaşmaya devam etti ve depremden birkaç gün sonra donarak hayatını kaybetti. Recep toprağa verildiğinde, kurtardığı adamın sırtındaki mahkûm ceketinin göğüs cebinde, Recep’in o kırmızı ipek mendili duruyordu.
  2. Hükümlü Osman ve Reisicumhur: Katil suçundan 6,5 yıl hüküm giyen Osman, hapishane yıkılınca enkaz kaldırma çalışmalarına katılmıştı. Savcıdan izin alarak Kemah’taki köyünde bulunan çocuklarını aramaya gitmişti. Cumhurbaşkanı İsmet İnönü trenle bölgeye geldiğinde Kemah istasyonunda Osman ile karşılaştı. İnönü, durumunu sorduğu Osman’a “Çocuklarına bir zarar olmuş mu?” diye seslendi. Osman başını öne eğdi, yüzünde acı bir tebessümle sadece “Sen sağ ol Paşam!” diyebildi. Ailesini kaybetmiş olmasına rağmen, verdiği söze sadık kalarak Erzincan’a, enkaz kurtarma çalışmalarına geri dönüyordu.

Yasal İade-i İtibar: Tarihi Af Kanunları

Mahkûmların bu eşsiz sadakati ve kahramanlığı Ankara’da da büyük bir yankı uyandırdı. TBMM, dondurucu kış şartlarında cezaevleri yıkılan mahkûmların durumunu ve insani boyutları göz önüne alarak ilk olarak 10 Ocak 1940’ta ceza infazlarının ertelenmesini sağlayan 3768 sayılı kanunu kabul etti. Adliye Vekili Fethi Okyar meclis kürsüsünden, cezaevlerinin yıkıldığını ve bu insanların felakete uğrayan ailelerinin yanında bulunmasının insani bir görev olduğunu savunmuştu.

Ardından, sergilenen bu insanüstü gayretlerin karşılıksız kalmaması adına meclis tarihi adımlar attı. 19 Nisan 1940 tarihinde çıkarılan 3804 sayılı özel af kanunu ile arama kurtarma çalışmalarında fevkalade hizmet gösteren 241 mahkûmun cezalarının beşte dördü (4/5) affedildi, kamu ve şahsi para cezaları silindi, mahkeme masrafları ile yiyecek borçları terkin edildi. Bu aftan cezası henüz kesinleşmediği için ilk etapta yararlanamayan diğer kahramanlar için de 1941 ve 1942 yıllarında iki af kanunu daha (3999 ve 4162 sayılı kanunlar) çıkarıldı ve toplamda 277 mahkûm bu tarihi haktan yararlandı.

Erzincan Milletvekili Abdülhak Fırat, kanun tasarısı mecliste görüşülürken bu insanların durumunu şu asil cümlelerle özetlemişti:

“Biliyorsunuz ki, bu insanlar hakikaten hayatlarında bazı günahlar işlemiş, hatta can acıtmışlardır; fakat buna mukabil yüzlerce can kurtarmak suretiyle yararlıklar ve fedakârlıklar, ahlâkî birçok vasıflar da göstermişlerdir.”

Son Söz

Dönemin saygın yazarlarından Hakkı Süha Gezgin, kaçmak yerine depremzedelerin yardımına koşan bu insanlar için şu unutulmaz satırları kaleme almıştı:

“Erzincan mahkûmlarını -insan adaleti, kanun terazileri ne derlerse desinler- ben, bütün günahlarından sıyrılmış görüyorum. Bunda milli gururu okşayacak bir büyüklük var.”

1939 Erzincan Depremi; sadece acının, soğuğun ve yıkımın tarihi değildir. O aynı zamanda, cezaevi duvarlarının yıkıldığı ama vicdan duvarlarının sarsılmadığı, en ağır suçluların bile yüreklerindeki insanlık cevherini ortaya çıkararak kendilerini feda ettiği eşsiz bir felaket ve dayanışma destanıdır.

1939 Erzincan Depremi ve “Cennetlik Günahkârlar” Makalesi Kaynakçası

A. Akademik Makaleler ve Kitaplar

  • Haçin, İlhan. (2014). “1939 Erzincan Büyük Depremi”. Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, Cilt: XXX, Sayı: 88, ss. 37-70. (Depremin genel bilançosu, can kayıpları, hava sıcaklığı ve kış koşullarına dair veriler bu kaynaktan doğrulanmıştır).
  • Bostancı, Mustafa & Yıldız, Serkan. (2025). “1939 Büyük Erzincan Depremi’nin Türk Basınındaki Yansımaları”. Akademik İzdüşüm Dergisi (AİD), Cilt: 9, Sayı: 1. (Dönemin basınına yansıyan haberlerin analizi, asayiş ve kurtarma faaliyetlerinin genel basındaki yansımaları bu kaynaktan derlenmiştir).
  • Yavuz, Can. (2015). “1939 Erzincan Depremi Kurtarma Çalışmalarında Yer Alan Mahkûmların Affı Bağlamında Türkiye’deki Af Uygulaması”. Türkiye Barolar Birliği Dergisi, Sayı: 119, ss. 87-96. (Mahkûmların hukuki durumları ve mecliste yapılan görüşmeler bu kaynaktan temin edilmiştir).

B. Dönemin Arşiv Belgeleri ve Kanunlar

  • TBMM Zabıt Ceridesi, Devre: 6, Cilt: 8, İçtima Senesi: 1, ss. 36-37. (Adliye Vekili Fethi Okyar’ın ve Erzincan Milletvekili Abdülhak Fırat’ın meclis konuşmaları ile kanun gerekçeleri bu kaynaktan birebir alınmıştır).
  • 3768 Sayılı Kanun (10 Ocak 1940). “Zelzele Mıntıkasında Ceza Hükümlerile Tevkif Kararlarının İnfazının Tehirine Dair Kanun”. T.C. Resmî Gazete, Sayı: 4409 (13 Ocak 1940). (İnfaz ertelemeleri ve mahkûmların durumunu düzenleyen ilk yasa).
  • 3804 Sayılı Özel Af Kanunu (19 Nisan 1940). “27 Kânunuevvel 1939 Tarihinde ve Müteakib Günlerde Vukubulan Zelzeleler Mıntıkasında Fevkalâde Hizmetleri Görülen Bazı Mahkûmların Cezalarının Affı Hakkında Kanun”. T.C. Resmî Gazete, Sayı: 4494 (26 Nisan 1940). (241 mahkûmun cezalarında yapılan beşte dörtlük indirimi içeren tarihi af kanunu).
  • 3999 Sayılı Kanun (14 Nisan 1941) ve 4162 Sayılı Kanun (26 Aralık 1941). (Daha sonra aftan yararlandırılan diğer mahkûmların (toplamda 277 kişi) hukuki terkin işlemleri).

C. Tarihi Gazete Arşivleri ve Dönem Tanıklıkları

  • Sadullah, Naci. (10 Ocak 1940). “Dört Can Kurtaran Kütahyalı Recep”. Tan Gazetesi. (Kütahyalı Recep’in fiziki tanımı, geçmiş hikâyesi, kurtardığı besleme kız, sırtındaki kalın çuha ceket, kırmızı ipek mendil ve dondurucu soğukta hayatını kaybetmesi bu tarihi röportajdan alınmıştır).
  • Esen, Mekki Said. (6 Ocak 1940). “Sen Sağol Paşam!”. Cumhuriyet Gazetesi. (Erzincan Hapishanesi mahkûmlarının akşam saatinde savcının önünde sıraya dizilerek sayılması, mahkûmun namus sözüne dair konuşması ve Hükümlü Osman ile Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün Kemah İstasyonu’ndaki tarihi karşılaşması bu haberden derlenmiştir).
  • Gezgin, Hakkı Süha. (3 Ocak 1940). “Felaket İçinde Türk Büyüklüğü”. Vakit Gazetesi. (Hakkı Süha Gezgin’in kaçmayan mahkûmlar için kaleme aldığı tarihi değerlendirme bu yazıdan alınmıştır).
  • Coşkun, Nüsret Safa. (5 Ocak 1940). “Cennetlik Günahkârlar / Erzincan’da Neler Gördüm?”. Son Posta Gazetesi. (Deprem gecesi inşaat işçisi barakalarındaki mahkûmların kaçmayıp 1000’den fazla can kurtarması ve enkaz kaldırma sahneleri bu röportajdan doğrulanmıştır).

D. Dijital Arşivler ve Doğrulama Portalları

  • Malumatfuruş Açık Kaynak Doğrulama Platformu. (4 Kasım 2020). “1939 Erzincan Depreminde Mahkumların Yardım İçin 1 Günlüğüne Serbest Bırakıldığı İddiası”. (Yılmaz Özdil gibi yazarların hatalı kabine iddialarının düzeltilmesi, savcının sözleri ve mahkûmların kaçmama durumunun arşiv taramalarıyla doğrulanması bu kaynaktan yararlanılarak yapılmıştır).
  • Erzincan Nostalji Dijital Arşivi. (26 Aralık 2020). “1939 Erzincan Depremi’nde Dört Can Kurtaran Kütahyalı Recep’in Hazin Hikayesi”. (Röportajın yayına hazırlanması ve Abdullah Bozdemir’in tarihi arşiv çalışmaları bu dijital kaynak üzerinden taranmıştır).
  • Vikipedi Özgür Ansiklopedi. “1939 Erzincan Depremi” maddesi. (Depremin tektonik yapısı, Kandilli Rasathanesi sismik ölçümleri ve 7,9’luk büyüklük bilgileri).