3.2. Osmanlı Devleti’nin Yönetim ve Ordu Yapısında Değişim

1. Merkez Teşkilatı ve Divân-ı Hümâyun’daki Dönüşüm

  • Merkezî Otoritenin Pekişmesi ve Kul Sistemi: İstanbul’un fethinden sonra Fatih Sultan Mehmed, merkezî otoriteyi en üst seviyeye çıkarmak amacıyla Türkmen aristokrasisi yerine Enderun ve Devşirme sisteminden yetişen «kul» sınıfını üst düzey idari ve askerî makamlara getirtmiştir. Ayrıca devlet adamlarının mallarına el koyma usulü olan müsadere yasalaştırılmıştır.
  • Divân-ı Hümâyun’un İşleyişindeki Değişim:
    • Fatih Dönemi’ne kadar padişahlar Divan toplantılarına bizzat başkanlık ederken, Fatih’ten itibaren başkanlık veziriazama (sadrazam) devredilmiş; padişahlar toplantıları Adalet Kulesi’nden (Kasr-ı Adl) kafes arkasından izlemeye başlamıştır. Bu durum Divan’ı bir karar organından danışma meclisine dönüştürmüştür.
    • XVII. yüzyılda Divan toplantıları saraydan çıkarılarak veziriazamın ikametgâhına taşınmış ve «İkindi Divanı» adını almıştır.
  • Bürokratikleşme ve Yönetenler (Askerî) Sınıfları: Genişleyen imparatorluğun idari ihtiyaçları doğrultusunda yönetimde askerî kadrolardan ziyade Kalemiye (bürokrasi) sınıfı öne çıkmaya başlamıştır.
    1. Seyfiye (Kılıç Ehli – Askerî/İdari): Sadrazam (padişahın mutlak vekili ve Serdar-ı Ekrem), Kubbealtı Vezirleri, Yeniçeri Ağası ve Kaptan-ı Derya.
    2. İlmiye (İlim Ehli – Adalet/Eğitim/Din): Kazaskerler (Anadolu ve Rumeli), Şeyhülislam ve Kadılar.
    3. Kalemiye (Kalem Ehli – Maliye/Bürokrasi): Nişancı (padişahın tuğrasını çeker, tımar kayıtlarını tutar), Defterdarlar (hazineden sorumludur), Reisülküttap (dış yazışmaları yürütür).

2. Saray Hayatı, Veraset Sistemi ve Hanedan Yapısındaki Değişimler

  • Harem ve Saray Yaşamının Değişmesi:
    • Kanuni Sultan Süleyman’ın Haseki Hürrem Sultan’ı Harem dairesine yerleştirmesi ve III. Murad döneminde Harem’in genişletilerek padişah ile ailesinin konutu hâline gelmesiyle sultanlar Harem’de yaşamaya başlamıştır.
    • Padişahların halktan ve devlet işlerinden daha izole yaşaması, sarayda Valide Sultanların, padişah eşlerinin ve Darüssaâde (Harem) Ağalarının siyasi ve idari nüfuzunu artırmıştır.
  • Sancak Sisteminin Kaldırılması: III. Mehmed döneminde şehzadelerin yönetim tecrübesi kazanmaları için sancaklara gönderilmesi uygulamasına son verilmiştir. Bu durum taht kavgalarını engellemiş ancak şehzadelerin devlet idaresinden habersiz yetişmelerine yol açmıştır.
  • Ekber ve Erşed Sistemi (I. Ahmed Dönemi): Tahta hanedanın yaşça en büyük (ekber) ve akılca en olgun (erşed) üyesinin geçmesi esası getirilmiştir. Bu düzenlemeyle Osmanlı veraset sistemi kesin bir kurala bağlanmış ve kardeş katli uygulaması sona ermiştir.
  • Kafes Usulü ve Etkileri: Şehzadeler saray içinde “Şehzadegân / Kafes” adı verilen özel dairelerde gözaltında tutulmuştur. Dış dünyadan kopuk büyüyen şehzadelerin çocuk yaşta, tecrübesiz veya akıl sağlığı zayıf şekilde (I. Mustafa, I. İbrahim, IV. Mehmed vb.) tahta çıkması, otorite boşluğuna ve isyanlara zemin hazırlamıştır.

3. Taşra Teşkilatı ve İltizam Sistemine Geçiş

  • Taşra İdari Yapısı: Taşra teşkilatı hiyerarşik olarak Eyalet (Beylerbeyi) ➔ Sancak (Sancak Beyi) ➔ Kaza (Kadı) ➔ Köy (Köy Kethüdası) birimlerinden oluşmuştur. Fethedilen yerlerde öncelikle bir sancak kanunnamesi çıkarılır ve Tahrir Defterleri tutularak idari entegrasyon sağlanırdı.
  • Eyaletlerin Sınıflandırılması:
    1. Salyanesiz (Yıllıksız) Eyaletler: Tımar sisteminin uygulandığı, merkeze yakın eyaletlerdir (Anadolu, Rumeli, Bosna vb.).
    2. Salyaneli (Yıllıklı) Eyaletler: Tımar sisteminin uygulanmadığı, vergi gelirlerinin merkeze aktarıldığı uzak eyaletlerdir (Mısır, Bağdat, Yemen, Trablusgarp vb.).
    3. İmtiyazlı Eyaletler: İç işlerinde serbest, dış işlerinde merkeze bağlı özel statülü eyaletlerdir (Kırım Hanlığı, Eflak, Boğdan, Erdel, Mekke Şerifliği).
  • Tımar’dan İltizam Sistemine Geçiş: XVI. yüzyıl sonlarından itibaren tımar sisteminin bozulması, uzun savaşlar ve nakit para ihtiyacının artması üzerine salyanesiz eyaletlerdeki devlet gelirleri iltizam usulüyle (açık artırmayla mültezimlere) kiralanmaya başlanmıştır.

4. Ordu Teşkilatında Yapısal ve Teknolojik Dönüşüm

  • Ateşli Silahlar Devrimi ve Piyade Ağırlıklı Orduya Geçiş:
    • XV–XVII. yüzyıllar arasında savaş teknolojisindeki gelişmeler (misket tüfekleri, sahra ve kuşatma topları) ordunun yapısını kökten değiştirmiştir.
    • Klasik dönemdeki Tımarlı Sipahi (atlı/süvari) ağırlıklı ordu yapısından, ateşli silah kullanan Kapıkulu Piyadeleri (Yeniçeri ve Topçu) ağırlıklı profesyonel orduya geçilmiştir.
  • Kapıkulu Birliklerinin Aşırı Büyümesi:
    • 1484’te yaklaşık 8.000 civarında olan yeniçeri sayısı XVII. yüzyılda 50 binin üstüne çıkmış; maaşlı merkez ordusunun (ulufeli asker) toplam sayısı 12 binden 70 binin üzerine fırlamıştır.
    • 1500’lerde süvari / piyade oranı 3:1 iken, XVII. yüzyılda bu oran 1:1’e eşitlenmiş; süvari birlikleri ve Tımarlı Sipahilerin sayıca azalması Tımar sisteminin çöküşünü hızlandırmıştır.
  • Merkez – Taşra Askerî Dengesinin Bozulması:
    • Klasik dönemde Tımarlı Sipahiler ile Yeniçeriler birbirine karşı bir denge unsuru iken; Yeniçerilerin aşırı güçlenmesi ve siyasete müdahale etmesiyle merkezî idare üzerindeki yeniçeri baskısı (cülus bahşişi ve ulufe talepleri) devleti krizlere sürüklemiştir.

📌 Sınav İçin Karşılaştırma ve Hızlı Tekrar Tablosu

Konu / AlanKlasik Dönem (1299–1453)Değişim Dönemi (1453–1683)Sınav Kilit Bilgisi / Temel Sonuç
Divan BaşkanıPadişah bizzat başkanlık ederdi.Sadrazam başkanlık etmeye başladı.Divan karargâhtan çıkarak danışma meclisi hâlini aldı.
Veraset Usulü“Toprak hanedanın ortak malıdır” / “Padişah ve oğullarınındır”.Ekber ve Erşed Sistemi (En yaşlı ve olgun üye).Taht kavgaları ve kardeş katli sona erdi.
Şehzade EğitimiSancaklara gönderilerek valilik yaparlardı.Kafes Usulü (Sarayda izole yaşam).Yönetim tecrübesi olmayan padişahlar tahta çıktı.
Ordu YapısıTımarlı Sipahiler (Atlı) ağırlıklı.Kapıkulu Piyadeleri (Yeniçeri/Topçu) ağırlıklı.Ateşli silahlar öne çıktı; Tımar geriledi, hazine yükü arttı.
Taşra MaliyesiTımar (Dirlik) Sistemi egemendi.İltizam Sistemi yaygınlaştı.Peşin para ihtiyacı karşılandı ancak taşra yönetimi bozuldu.

3. ÜNİTE 2.KONU: OSMANLI DEVLETİ’NİN YÖNETİM VE ORDU YAPISINDA DEĞİŞİM

1. OSMANLI DEVLET GELENEĞİ

  • Osmanlı Devleti kuruluşundan itibaren; Türk gelenekleri, İslam medeniyet esasları Fethettiği bölgelerdeki yönetim tecrübeler olmak üzere üç temel esası sentezleyerek uzun ömürlü bir sistem inşa etmeyi başarmıştır.
  • Merkezi otoriteyi güçlendirmeyi temel ilke edinen Osmanlı Devletinin genel siyasetini, cihan hâkimiyeti (dünya hakimiyeti ideali), gaza ve cihat (İslam’ı dünyaya yayma ideali) anlayışları şekillendirmiştir.
  • Osmanlı Devleti, Osman Bey döneminde bir beylik olarak kurulmuş ve Orhan Bey Dönemi’nde, beylikten devlete geçiş sürecine girmiş, Fatih Sultan Mehmet Dönemi’nde hazırlanan Fatih Kanunnamesi ile devlet yönetim teşkilatı yeniden organize edilerek sağlam temeller üzerinde klasik yapısına kavuşmuştur. Klasikleşen devlet yapısında, II. Bayezid ve Kanuni Sultan Süleyman dönemlerinde ihtiyaçlarına göre çıkarılan kanunnamelerle değişim ve süreklilik sağlanmıştır. Padişahlar tarafından çıkarılan ve örfi hukuka dayanan bu kanunlara Kanun-ı Kadîm denilmekteydi.

2. MERKEZ TEŞKİLATI

a. Padişah

Osmanlı Devleti’nde, hanedana dayalı olarak ortaya çıkan ve “saltanat” sistemi ile yönetilmiş, monarşik bir yapı hakimdi.

  • Osmanlı Devleti’nde hükümdarlık hakkı Osmanoğulları hanedanına aitti. Türk devlet geleneğinin ve kut anlayışının bir gereği olarak veraset sistemi “devlet hanedanın ortak malıdır” şeklindeydi. Bundan dolayı Osman Bey ve Orhan Bey Dönemlerinde kardeşler de devlet yönetiminde söz sahibi idi. Bu anlayış padişahın iktidarına meşruiyet kazandırmıştır.
  • II. Murad Han Dönemi’ne kadar hükümdarın belirlenmesinde beyler ve nüfuzlu kişileri etkili olmuştur fakat II. Murad Han Dönemi’nden itibaren çoğunlukta yeniçeriler tarafından desteklenen şehzadeler tahta çıkmaya başlamıştır.
  • Fatih Sultan Mehmet Dönemi’nde yapılan düzenlemelerle güçlü devlet adamları ve ailelerin devlet üzerindeki etkisini azaltarak gücü padişahın şahsında toplayan ve merkezî otoriteyi güçlendiren uygulamalar hayata geçirilmiştir.

Osmanlı Devleti’nde Padişahın Otoritesini (Merkezi Otoriteyi) Güçlendirmeye Yönelik Uygulamalar

  • Kut anlayışının (hükümdarlık yetkisinin padişaha tanrı tarafından verildiğine inanılması) devam etmesi ve buna ilaveten I. Murad Dönemi’nden merkeziyetçi anlayış benimsenmiş “devlet hanedanın ortak malıdır” şeklindeki Türk veraset sistemi «Devlet padişah ve oğullarının malıdır» şeklinde değiştirilerek kardeşler devre dışı bırakılmış, babadan oğula geçme kuralı getirilmiştir.
  • Padişahların kanunnamelerle (Fatih Kanunnamesi gibi) yasama, yürütme, yargı yetkilerini artırması
  • Fatih Kanunnamesi (Kanun-ı Osmani / Kanunname-i Ali Osman) ile:
  • “Devlet padişahındır” anlayışının benimsenmesi ile kardeş katlinin yasalaştırılması
  • Veziriazamlık dahil Saraydaki askerî ve idari işlerde Türk kökenli (Türkmen aristokrasisi) devlet adamlarının yerine kul sınıfından (Devşirme sisteminden) gelen kimselerin görevlendirilmesi
  • Padişahın Divan-ı Hümayûn’a başkanlık etme görevini veziriazama bırakmasıyla Divan-ı Hümayûn’un danışma organı niteliğine dönüştürülmesi
  • Müsadere usulünün (devletin gerektiğinde kişilerin mal varlığına el koyması usulü) yasalaştırılması
  • Padişahların Türk beyliklerinde veya Balkan devletlerindeki hanedan kızlarıyla siyasi evlilik yapmasına son verilerek, güçlü soylardan gelmeyen haremdeki cariyelerle evlenmesi usulünün getirilmesi
  • Padişah eşlerinin ve çocuklarının Fatih Dönemi’nden itibaren Topkapı Sarayı yerine Eski Saray’da ikâmet ettirilmesi ile saray kadınlarının yönetime müdahalesinin önüne geçilmesi gibi düzenlemeler hayat geçirilmiştir.

b. Şehzadelerin Yetişme Süreci

  • Osmanlı şehzadelerinin eğitim hayatı dört yaşlarında başlardı. İlk olarak sarayda harem bölümünde bulunan Şehzadegân Mektebinde eğitim görürlerdi.
  • Sarayda eğitimlerini tamamlayan şehzadeler on bir on iki yaşlarında geldiklerinde taşrada sancak denilen idari birimlere (sancağa çıkma geleneği) sancak beyi olarak görevlendirilirdi. Yanlarında Haseki Sultan denilen anneleri ve lala denilen hocaları bulunurdu. Bunların gözetiminde devlet tecrübesi kazanmaları sağlanırdı. Böylece şehzadeler ülkenin çeşitli yerlerinde birbirlerine rakip olarak yetiştirilirdi. Osmanlı Devleti’nde sancağa ilk çıkan I. Murad Hüdavendigâr, son çıkan III. Mehmet’tir.
  • Osmanlı Devleti’nde liyakatli olan şehzadenin tahta geçmesinin yolunun açmak için XVII. yüzyıl başlarına kadar Osmanlı veraset sisteminde padişah vefatından sonra tahta hangi şehzadenin çıkacağına dair kesin bir kural konulmamıştır. Bu durumda taht kavgalarının da yolu açılmış oluyordu. Hangi şehzade başkente önce ulaşır ve hazineye yönetime ve orduya hakim olursa onun hükümdarlığı benimsenirdi. 1421’den itibaren tahta çıkışta en önemli belirleyici yeniçerilerin desteğini almaktı.
  • XVII. yüzyıl başlarında, III. Mehmet’in sancağa çıkmayı kaldırması ve I. Ahmet Dönemi’nde Ekber ve Erşed Sistemi (Ekberiyet Usulü) ile hanedanın en büyük şehzadesinin tahta çıkması kuralı getirilince taht kavgaları da sona ermiştir. Çünkü bu uygulamaların sonucu olarak kafes usulü doğmuştur. Yani şehzadeler sarayda kontrol altında yetişmeye başlamıştır. Bu durum merkezi otoriteyi zayıflatan başlıca nedenlerden biri olmuştur.
  • Tahta çıkmanın ardından cülus töreni yapılır ve devlet adamları yeni padişaha biat ederek onun meşruiyetini kabul ederlerdi.

ΤΟΡΚΑΡI SARAYI ÜÇ BÖLÜMÜ VE ÖNEMLİ YERLER

  • BİRÜN (DIŞ BÖLÜM): Sarayın resmi bölümü. Devlet işlerinin görüldüğü alanlardır.
  • ENDERUN (IÇ BÖLÜM): Eğitim, yönetim ve devlet İşlerinin yürütüldüğü bölümdür.
  • HAREM (ÖZEL YAŞAM BÖLÜMÜ): Padişahın ailesi ve kadınların yaşadığı, özel hayatın korunduğu bölümdür.
  • 1 Bab-ı Hümayûn: Birinci avluya giriş kapısı Sarayın ana giriş kapısıdır.
  • 2 Babüsselâm: İkinci avludan giriş kapısıdır ve devlet merasimleri bu kapıdan başlar.
  • 3 Bâbüssaade: Enderun bölümüne girilen kapıdır. Sadece padişahın onayladığı kişiler girebilir.
  • 4 Adalet Kulesi: Padişahın divan toplantılarını izlediği bir bölümdür.
  • 5 Birinci Avlu (Alay Meydanı): Surların içinde kalan, saraya ve çevresindeki binalara açılan avludur.
  • 6 İkinci Avlu: Cülüs ve bayram merasimleri bu avluda yapılırdı.
  • 7 Kubbealtı: Divân-ı Hümayun toplantılarının yapıldığı bölümdür.
  • 8 Arz Odası: Padişahın, divän üyeleri ve elçilerle görüştüğü bölümdür.
  • 9 Matbah-1 Amire: Saray mutfağıdır.

c. Saray Teşkilatı

  • Osmanlı Devleti’nde yönetim merkezine (başkentine) payitaht denilirdi. Sultana bağlı merkez teşkilatı ise devletin temel yönetim birimlerinden oluşurdu.
  • Saray; devletin yönetim merkezi, eğitim kurumu, padişah ve ailesinin ikametgâhı, içerisinde özel ve çevresinde kamusal hizmetlerin verildiği binlerce görevli bulunan yapılar topluluğudur.
  • Sultanın ikametgâhının ve idari mekânların bulunduğu Osmanlı sarayında sultana hizmet, sarayı güvenliği (Kapıkulu Ocağı, devletin iç ve dış işleri dahil tüm hizmetleri yürütmekle görevli birçok saray mensubu görev yapardı. Saray, iç ve dış hazine ile kayıt ve arşiv odalarının bulunduğu, Dîvân-ı Hümâyun toplantılarının yapıldığı yerdi. Kısacası Osmanlı sarayları, devlet teşkilatının merkez üssü konumundaydı.
  • Osmanlı Devleti’nde en eski saray Orhan Gazi Dönemi’nde inşa edilen Bursa Sarayı (Bey Sarayı)’dır. Daha sonra I. Murad Dönemi’nde Edirne başkent olunca Edirne Sarayı inşa edilmiştir. Fatih Sultan Mehmet, İstanbul’da önce Eski Saray sonra da Topkapı Sarayı’nı yaptırmıştır. Eski Saray, sultanın cariye ve çocuklarının ikamet ettiği, Topkapı Sarayı ise devletin yönetim merkezi olmuştur. Topkapı Sarayı, XIX. yüzyıla kadar bu özelliğini sürdürmüştür.
  • Topkapı Sarayı, aşağıda verildiği şekilde üç bölüme ayrılırdı:
  1. Birun (Dış Saray): Devlet hizmetlerinin yürütüldüğü ve saray güvenliğinin sağlandığı bölümdür. Bâb-ı Hümayunla başlayan, Bâbüsselâm’ı içine alan ve Bâbüssaâde’ye kadar olan bölümdür. Sarayın birinci ve ikinci avluları ile hizmet ve koruma birimlerini, aynı zamanda sarayı çevreleyen bahçeleri kapsayan bu bölüm, sarayın dış kısmını oluşturur.
  2. Enderun (İç Saray): Bâbüssaâde kapısından girilen bu bölüm sarayın üçüncü avlusudur. Padişahın ikametgahının, idari işleri görüştüğü arz odasının, padişah hizmetlilerinin (iç oğlanların) bulunduğu ve Enderun Mektebi’nin bulunduğu bölümdür.
  3. Harem: Fatih Sultan Mehmet Dönemi’nde inşa edilen, devlet adamlarıyla evlendirilmek üzere yetiştirilen cariyelerin barındığı yaşam ve eğitim alanıdır. III. Murad Dönemi’nde eklemeler yapılarak genişletilmiş, padişah ve ailesinin de ikametgâhı olarak kullanılmaya başlanmıştır.

d. Divan-ı Hümayun:

  • Dîvân- Hümâyun: Sultanın yönetimle ilgili konularda karar alma sürecinde görüşlerini aldığı yönetim organıdır. Sultanın aldığı kararların uygulanmasından ve günlük hayata dair meselelerin çözümünden Dîvân üyeleri sorumluydu.
  • Divân-ı Hümâyun, bugünkü Türkiye yönetim sisteminin önemli temellerinden biri olarak bilinir ve Bakanlar Kurulu, Anayasa Mahkemesi, Danıştay, Yargıtay, gibi önemli kurumların yerini tutmaktaydı.
  • Orhan Bey Dönemi’nde kurulan Divân-ı Hümâyunun başkanı padişahtı ve her gün toplanırdı fakat Fatih Sultan Mehmet Dönemi’nde itibaren Veziriazamlar başkanlık etmeye başlamış haftada dört gün toplanmıştır. Divan toplantıları Topkapı Sarayı’nda, Kubbealtı denilen salonda yapılırdı. Padişah istediği zaman divan toplantısını Adalet Kulesi’nde yer alan kafesli bir pencerenin ardından toplantıları takip ederdi. * XVII. yy.’dan itibaren divan toplantıları veziriazamın sarayında “İkindi Divanı” adı altında yapılmaya başlanmıştır.
  • Divan-ı Hümayun toplantısında alınan kararlar nişancı tarafından yazılır, veziriazam tarafından arz odasında sultanın onayına sunulurdu. Onaylanan kararlar sancaklara gönderilmiştir.
  • Divân-ı Hümâyunda, yöneten sınıfları olan seyfiye, ilmiye ve kalemiyenin üst düzey mensupları yer alırdı.
  1. Seyfiye (Kılıç Ehli): Devletin idari ve askeri işlerini yürütürler. Veziriazam, Kubbealtı Vezirleri, Yeniçeri Ağası, Kaptan-ı Derya
  2. İlmiye (İlim Ehli/Ulema): Eğitim, hukuk, din ve kültür işlerini yürütürler. Rumeli ve Anadolu Kazaskerleri
  3. Kalemiye (Kalem Ehli): Mali işleri, resmi yazışmaları ve dış işlerini yürütürler. Nişancı, Rumeli ve Anadolu Defterdarları

Divân- Hümâyun Üyeleri

  • Veziriazam (Sadrazam): Padişahın mührünü taşır ve mutlak vekilidir. Padişah sefere katılmadığında “Serdar- ekrem” ünvanıyla ordu komutanı görevi yapar.
  • Kubbealtı Vezirleri: Kendilerine verilen görevleri yaparlar. Sayıları beş ile on arası değişir.
  • Kazaskerler: Rumeli ve Anadolu kazaskeri olarak iki tanedir. Adalet, eğitim ve din işlerini yürütürler. Büyük davalara da başkanlık ederler.
  • Defterdarlar: Anadolu ve Rumeli defterdarları olarak iki tanedir. Osmanlı maliye işlerinden ve gelir giderleri tutmaktan sorumludurlar.
  • Nişancı: Özel kalem gibi yazı işlerinden, padişah fermanlarına tuğra çekilmesinden ve tapu kayıtlarının tahrir defterlerine kaydedilmesinden sorumludur.
  • Yeniçeri Ağası: İstanbul’un güvenliğinden sorumlu ve rütbesi vezir rütbesine denk ise divan toplantılarına katılabilirdi.
  • Kaptan-ı Derya: Donanma komutanı ve denizcilik işleri sorumlusudur. XVI. yüzyıldan itibaren divan üyesi olmuştur.
  • Şeyhülislam (Fetva Makamı): Divan kararlarının İslam’a uygunlu hakkında fetva verirdi. Önceleri divanın daimi üyesi değildi sonraları tüm toplantılara katılmaya başlamıştır.
  • Reisülküttap: Reisülküttap, nişancıya bağlı kâtiplerin başı iken XVIII. yüzyıldan itibaren dış işleri bakanı gibi yetkiye sahip olmuş ve divana katılmaya başlamıştır.

e. Osmanlı Merkez Teşkilatında Değişim Rüzgarları

  • Osmanlı Devleti’nde özellikle Kanuni Sultan Süleyman dönemin ihtiyaç ve gereklerine göre yaptığı kanunnamelerle Fatih Sultan Mehmet tarafından kurulan merkeziyetçi ve güçlü devlet modelinde değişim ve sürekliliği sağlamaya çalışmıştır.
  • Bunun yanında Kanuni’nin Haseki Hürrem Sultan’ı şehzadesi ile sancağa göndermemesi, harem dairesine yerleştirmesi, ona nikah kıyması ve birden fazla erkek çocuk doğurması geleneksel uygulamaların terk edilmeye başlandığının somut göstergeleri olmuştur. HÜRREM SULTAN OSMANLI DEVLETİ KRALİÇESİ
  • XVI. yüzyılın son dönemlerinden itibaren önce sadece en büyük şehzadenin sancağa çıkması, daha sonra da sancağa çıkmanın tamamen terkedilmesi ile sarayda yetişen, küçük yaşta, tecrübesiz ve bazen de sağlıksız şehzadelerin tahta çıkması devletin idaresinde zafiyete zemin hazırlamıştır.
  • Padişah eşleri ve çocuklarının da Topkapı Sarayında yaşamaya başlaması ve padişahların ordunun başında sefer çıkma geleneğinin terkedilmesiyle yönetim ve ordu yapısında düzen ve disiplin kaybına zemin hazırlamıştır.
  • Karizmatik güçlü padişahların yerine daha etkisi zayıf padişahların tahta çıktığı bu ortamda yeniçerilerin, veziriazamın, vezirlerin, valide sultanların, lala ve şeyhülislam gibi güç merkezlerinin taht üzerindeki etkisinin giderek artması, sancakları da kapsayan iktidar mücadelelerinin Topkapı Sarayı koridorlarına sıkışması ile oluşan zafiyete bir de İstanbul’da isyanların eklenmesi Cihan Devleti haline gelen Osmanlı Devlet düzenini en tepesinden sarsacak gelişmelerin temelini atmaktaydı.

3. OSMANLI TAŞRA TEŞKİLATI

Taşra: Osmanlı Devleti’nde başkentin dışında kalan ve merkeze bağlı eyalet yönetimlerine taşra denirdi.

  • Osmanlı merkez teşkilatındaki değişimler zamanla taşra teşkilatını da etkilemiştir. Osmanlı taşra teşkilatı, merkezden atanan askerî valiler ve sancak beylerinin idaresinde sancak kanunnameleriyle şekillenmiştir.
  • Taşradaki askerî yöneticiler, kendilerine tahsis edilen dirlik gelirleri karşılığında bölgedeki idari ve askerî görevleri yerine getirmiş, yetiştirdikleri cebelülerle birlikte seferlere katılmıştır.
  • XVI. yüzyıl sonlarından itibaren mali dengelerin değişmesiyle Osmanlı taşra teşkilatında ve dirlik sisteminde yeni gelişmeler yaşanmış, ve dirlik yerine iltizam sistemi uygulanmaya başlanmıştır.
  1. XV. ve XVI. Yüzyıl Taşra Teşkilatı
  • Osmanlı Devletinde fethedilen bölgelerde bir sancak kanunnamesi yayımlanırdı. Ardından tahrir kayıtları (tahrir/sayım defterleri) tutulur bölgedeki araziler, vergi verecek insan sayısı ve vergi miktarı belirlenirdi. Fethedilen yerler dirliklerin tespiti ve yöneticilerin atanmasından sonra bölge merkezî yönetime bağlanırdı.
  1. Taşradaki Başlıca Yönetim Birimleri a) Eyalet
  • Osmanlı Devleti’nin taşradaki en büyük mülki idare birimidir. Başlangıçta beylerbeyliği ismiyle anılan bu birimlere zamanla eyalet adı verilmiştir.
  • Eyaletlerin başında askerî sınıftan gelen beylerbeyi adlı yöneticiler bulunur. Bu yöneticiler savaş zamanlarında kendi eyaletindeki kapı halkı ve tımarlı sipahilerle birlikte savaşa katılırlardı.
  • Merkezî otoritenin korunması adına aynı eyalette uzun süre görev yapmazlar ve sık sık yerleri değiştirilir. Eyaletleri oluşturan alt idari birimlere sancak adı verilir. Osmanlı Devletinde eyaletler üç gruba ayrılmıştır.
  1. Salyanesiz Eyaletler: Yıllık geliri doğrudan hazineye aktarılmayan eyaletlerdir. Tımar sisteminin uygulandığı, tahrir kayıtları ile eyaletin gelirleri has, zeamet ve tımar şeklinde dirliklere ayrıldığı eyaletlerdir. Anadolu, Rumeli, Karaman, Diyarbakır, Erzurum, Dulkadir, Şam, Budin, Van, Temeşvar gibi yerler Salyanesiz eyaletti.
  2. Salyaneli Eyaletler: Yıllık gelirleri doğrudan hazineye aktarılan ve tımar sistemi uygulanmayan eyaletlerdir. Mısır, Bağdat, Şehrizor, Yemen, Habeş, Lahsa, Cezayir, Trablusgarp ve Tunus gibi yerler salyaneli eyaletlerdir.
  3. İmtiyazlı Eyaletler: Bu eyaletler içişlerinde özerktirler. * Eflak, Boğdan, Erdel’in gibi gayrimüslim eyaletler Osmanlının atadığı voyvodalıklar tarafından, * Kırım’ın, Divan-ı Hümayun tarafından Giray ünvanıyla atanan Kırım Hanı tarafından * Mekke Şerifliğinin ise, Hz. Muhammed’in (sav) soyundan gelen ve şerif adı verilen kol tarafından yönetilmesine izin verilmiştir.

Osmanlı Devleti’nde Eyaletler b) Sancak

  • Sancaklar, eyaletleri oluşturan idari birimlerdir ve yöneticisine de sancak beyi denirdi. Osmanlı ordusu sefere çıktığında sancak beyi de emrindeki görevliler ve kuvvetlerle birlikte orduya katılırdı. Bunun yanında sancağın düzenini, asayişini ve güvenliğini sağlamak, sancak beyinin görevidir.

c) Kaza Kazalar, merkez bir şehir veya kasaba ile bu yerleşimleri çevrelemiş köylerden oluşan idari birliktir. Kazaların tümü doğrudan Dîvân-ı Hümâyuna bağlıydı. Eyalet ve sancaklar askerî teşkilat iken kazalar sivil yapıdaydı. Kaza idaresinin başı olan kadı, kendisinin bulunamadığı yer ve durumlarda idari işleri naib-i kadı denilen vekili yürütmüştür

4. OSMANLI ORDU SİSTEMİNDE DEĞİŞİM

  • XV. yüzyıl ortalarından itibaren bir cihan devleti olmayı başaran Osmanlı Devleti, çağının en ileri, en disiplinli ve düzenli ordularını kurmayı başarmıştır. Osmanlı ordusu askerî teknolojiye hakimiyet, seri üretim yapma, sevk etme gibi becerileriyle Avrupalı rakipleri karşısında açık bir üstünlüğüne sahipti. Bu özelliğini de XVII. yüzyıla kadar devam ettirmeyi başarmıştır.
  • XIV. Yüzyıl sonlarında Osmanlı ordusu ateşli silahlar kullanmaya başlamış, 1389 I. Kosova Savaşı’nda sesinden yararlanmak ve düşmanı korkutmak için top kullanmıştır. Ayrıca 1453 İstanbul’un Fethi’nde de Osmanlı orduları başta top olmak üzere ateşli silahlar kullanmıştır.
  • Askeri inkılap olarak adlandırılan bu süreçte, ateşli silahların üretiminde rekabet ve finans ihtiyaçları artmıştır. Bu değişime ayak uydurmayı başaran Osmanlı Devleti, dönemin koşulları gereğince bir yandan ateşli silah üretimini artırırken diğer yandan da orduda cebelü sayısını azaltıp, ateşli silah kullanabilen piyade sınıfı asker olan yeniçerilerin sayısını artırarak XVII. yüzyıla kadar çağının en güçlü devleti olma özelliğini korumuştur.
  • Piyade sınıfının daha basın hale gelmesi ve cebelü(tımarlı sipahi)ye duyulan ihtiyacın azalmasıyla tımar sisteminin de yavaş yavaş eski önemini yitirmeye başlamıştır. Durum böyle olunca yeterli sayıda tımarlı sipahi yetişmeyince oluşan boşluk ateşli silah kullanan Yeniçeriler ve sekban sarıca denilen paralı askerler tutarak doldurulmaya çalışılmıştır. Sonuç itibariyle tımar sisteminde oluşan bu zayıflama sadece askeri değil, üretim ve ekonomi alanlarında çeşitli sıkıntılar yaşanmasına da zemin hazırlamıştır.
  • Osmanlı Devleti, sahip olduğu deniz gücü sayesinde Karadeniz ve Akdeniz’de üstünlük sağlamıştır. Bu başarıda Osmanlı donanmasının ağırlıklı olarak kadırgalardan oluşmasının büyük etkisi vardır. Bu dönemde denizlerdeki mücade Batı Avrupalı devletlerin yönlendirmesiyle okyanuslara kaymış, üç direkli kalyon teknolojisi açık denizlerin hâkim unsuru hâline gelmiştir.
  • XVII. yüzyılda özellikle Girit Kuşatması (1645-1669) sırasında yaşanan sorunlar Osmanlı Devleti’nin denizlerde eskisi kadar güçlü olmadığını fark etmesine ve gemicilikte «Kadırga’dan Kalyon’a Geçiş» sürecinin başlamasına zemin hazırlamıştır.
  • Osmanlı donanması yaşanan aksama ve kayıplara rağmen Akdeniz’deki hâkimiyetini XVII. yüzyıl sonlarına kadar korumayı başarmıştır.