Tanımı: Sosyal dışlanma; birey veya grupların sivil, siyasi, ekonomik ve sosyal vatandaşlık haklarından mahrum olma ve edilme durumudur. Toplumla bireyin bütünleşmesini sağlayan sosyal, ekonomik ve siyasi sistemlerden kısmen veya tamamen yoksun kalma dinamik sürecini ifade eder.
Tarihsel Kökeni: İlk kez Fransa’da ortaya çıkmıştır; Fransız devlet adamı René Lenoir, Fransız nüfusunun %10’unun (özellikle güvencesizler, engelliler ve bakıma muhtaçlar) toplumdan dışlanmış olduğunu belirterek kavramın kullanımına öncülük etmiştir. 1980’lerde refah devletinin krize girmesiyle Avrupa genelinde yaygınlaşmıştır.
Ülkelere ve Bölgelere Göre Kullanımı:
ABD: “Sosyal dışlanma” yerine “Sınıfaltı” (underclass) kavramı kullanılır. Gelir yetersizliğinden ziyade marjinalleşme, suça eğilim, uyuşturucu kullanımı, evlilik dışı çocuk ve okul başarısızlığını ifade eder. Dışlanan başlıca gruplar siyahlar, Hispanikler, Asyalılar ve yerlilerdir.
Gelişmekte Olan Ülkeler: Kavram genellikle yoksulluk ile eş anlamlı olarak kullanılır.
Arap Ülkeleri: “Marjinalite” olarak görülür ve dışlanmanın kişinin kendi kusurundan kaynaklandığı savunulur.
Sosyal Dışlanma ve Yoksulluk İlişkisi: Yoksulluk temel olarak kaynak yetersizliğine dayalı bir bölüşüm sorunuyken; sosyal dışlanma daha geniş, çok boyutlu ve toplumsal ilişkilerden/haklardan yoksun kalma sürecidir. Dışlanmış her birey yoksul olmak zorunda olmadığı gibi, yoksul olmayan kişiler de toplumdan dışlanmış olabilir.
2. Sosyal Dışlanmanın Nedenleri ve Risk Altındaki Gruplar
Nedenleri: Küreselleşme, Neo-liberal politikalara geçiş (özelleştirme, kamu harcamalarının azalması), Fordist üretimden esnek üretime geçiş, işsizlik artışı, çekirdek-çevre iş gücü ayrışması, gelir dağılımı adaletsizliği, göç hareketleri ve ayrımcılık uygulamalarıdır.
Sosyal Dışlanma Riski Yüksek Gruplar: Uzun dönemli işsizler, vasıfsız işçiler, yoksullar, toprak sahibi olmayanlar, engelliler, tek ebeveynli aileler, yalnız yaşayan yaşlı kadınlar, mülteciler, göçmenler ve Romanlar gibi etnik gruplardır. (Toprak sahibi köylüler ve vasıflı işçiler sosyal dışlanma riski yüksek gruplar arasında sayılmaz).
3. Sosyal Dışlanma Biçimleri
Ekonomik Dışlanma: Yeterli ve düzenli gelirden, insana yakışır işten ve iş gücü piyasasında güvenceli konumdan yoksun olmadır. Düşük ücretli, kayıtdışı ve güvencesiz çalışma da ekonomik dışlanmaya yol açar.
Mekânsal Dışlanma: Kentlerin çeperlerinde (gecekondu/varoş) veya altyapısız coğrafi alanlarda izole yaşama durumudur.
Kültürel Dışlanma: Farklı din, etnik köken veya cinsel yönelime sahip olma sebebiyle toplumsal ve kültürel etkinliklerin dışında tutulmadır.
Siyasi Dışlanma: Vatandaşlık, seçme-seçilme ve karar alma süreçlerine katılma haklarının doğrudan veya dolaylı olarak engellenmesidir (en çok kadınlar, göçmenler ve azınlıklar etkilenir).
4. Sosyal İçerme Politikaları ve Uluslararası Çerçeve
Sosyal İçerme: Dışlanmış bireylerin toplumla yeniden bütünleştirilmesi ve temel haklarının geliştirilmesi amacıyla yürütülen politikalardır.
Avrupa Birliği (AB) Düzenlemeleri:
Maastricht Antlaşması: Sosyal dışlanma konusuna resmî bir AB belgesinde ilk kez açıkça yer verilmiştir.
Amsterdam Antlaşması: Sosyal dışlanmayla mücadeleyi AB’nin temel hedefleri arasına alarak hukuki altyapı kazandırmıştır.
2000 Lizbon Zirvesi: Sosyal içerme stratejileri açısından dönüm noktası oluşturmuştur.
5. Ayrımcılık Kavramı ve Türleri
Tanım: Dil, din, ırk, etnik köken, cinsiyet, cinsel yönelim, engellilik ve yaş gibi nesnel olmayan faktörlere dayanarak bireylere veya gruplara eşitsiz ve adaletsiz muamelede bulunulmasıdır.
Ortaya Çıkış Biçimine Göre Ayrımcılık Türleri:
Doğrudan Ayrımcılık (Açık Ayrımcılık): Benzer durumdakilere dili, dini, ten rengi veya cinsiyeti nedeniyle açıkça olumsuz davranılmasıdır (örn. zenci bir adayı sırf ten rengi nedeniyle işe almamak).
Dolaylı Ayrımcılık (Örtülü Ayrımcılık): Tarafsız görünen bir kural veya uygulamanın belirli bir grup üzerinde orantısız olumsuz etki yapmasıdır (örn. işin niteliği gerektirmediği halde yükselme koşulu olarak B sınıfı ehliyet istenip kadınların engellenmesi).
Dolayısıyla Ayrımcılık: Kişinin kendisiyle bağlantılı başka bir kişinin niteliği nedeniyle ayrımcılığa uğramasıdır (örn. beyaz bir çalışanın siyah bir kişiyle evli olduğu için ayrımcılık görmesi).
Sistematik Ayrımcılık: Kurumsallaşmış yapılar ve politikalarla uygulanan ayrımcılıktır (örn. Güney Afrika’daki Apartheid rejimi).
Kesişen / Çoklu Ayrımcılık: Birden fazla ayrımcı nedenin aynı anda gerçekleşmesidir (örn. zenci ve engelli olan bir erkeğin her iki özelliği nedeniyle ayrımcılığa uğraması).
Ters Yönlü Ayrımcılık: Dezavantajlı gruplara uygulanan olumlu (pozitif) ayrımcılık tedbirleri sonucunda toplumdaki genel/baskın grubun ayrımcılığa uğramasıdır.
Olumlu (Pozitif) Ayrımcılık: Fiili eşitliği sağlamak üzere dezavantajlı gruplara geçici olarak lehine farklı haklar tanınmasıdır.
Nedenlerine Göre Ayrımcılık Türleri: Irk/etnik/din, Cinsiyet (kadınlar ve farklı cinsel yönelime sahip olanlar), Yaş (özellikle yaşlılar ve gençler; ABD’de 1967 İstihdamda Yaş Ayrımcılığı Kanunu 40 yaş ve üstünü korur) ve Engellilik ayrımcılığı.
6. Çalışma Yaşamında Ayrımcılık ve Yasal Düzenlemeler
Çalışma Yaşamında Görünümü: İşe alım, iş esnasında (ücret, terfi, eğitim, çalışma ve dinlenme süreleri) ve işten çıkarma aşamalarının tümünde ortaya çıkar.
Uluslararası Düzenlemeler:
ILO 111 Sayılı Sözleşme: İstihdam ve meslek alanında ayrımcılığı yasaklayan temel ILO sözleşmesidir.
1957 Roma Antlaşması (md. 119): Kadın ve erkeğe eşit işe eşit ücret ödenmesini öngörmüştür (Fransa’nın haksız rekabeti önleme talebiyle eklenmiştir).
Türkiye’deki Düzenleme: 4857 sayılı İş Kanunu’nun 5. maddesi (“Eşit Davranma İlkesi”) doğrudan ve dolaylı ayrımcılığı yasaklar. Ayrımcılık iddiasında ispat yükü ilke olarak işçidedir; ancak işçi ihlalin varlığına dair güçlü bir ihtimal ortaya koyarsa ispat yükü işverene geçer. (Cinsel taciz 5. maddede bir ayrımcılık türü olarak tanımlanmamış, derhal fesih sebebi sayılmıştır).