Çin hanedan yıllıklarında (Chou-shu, Sui-shu, Pei-shi) kaydedilen diplomatik raporlar ve kronikler, Doğu Göktürk Devleti’nin siyasi gücü, hukuk yapısı, inanç dünyası ve geleneklerine dair alışılagelmiş kalıpların çok ötesinde detaylar barındırmaktadır.
1. Kağan Seçiminde Dehşete Düşüren İpek Boğma Ritüeli
Göktürklerde tahta geçecek yeni hükümdarın meşruiyet kazanması, sırf soy bağına değil, tanrısal takdirin tecellisini ölçen oldukça sert ve sıra dışı bir ritüele dayanıyordu.
Yeni bir kağan seçildiğinde, devletin yüksek rütbeli devlet adamları (asiller) kağanı keçe bir örtünün üzerine oturtup yukarı kaldırırlardı. Kağanı taşıyarak güneşin hareket yönünü izleyecek biçimde (doğudan batıya doğru) dokuz kez döndürürlerdi. Her bir dönüşte toplanan bütün tebaa kağanın önünde saygıyla eğilirdi.
Döndürme ve eğilme merasimi bittikten sonra kağanı ata bindirirlerdi. Ardından boğazına ipek bir bez bağlayarak sıkmaya başlarlardı; öyle ki kağan nefessiz kalıp baygınlık geçirme noktasına gelirdi. İpek bağı tam boğulma anında hızla çözüp baygın ve şuursuz haldeki kağana derhal sorarlardı: “Kaç yıl bizim kağanımız olarak hüküm süreceksin?”. Kağan yarı baygın halde bilincini kaybettiği için kesin bir sayı söyleyemez, ağzından karmakarışık sözcükler dökülürdü. Göktürkler, kağanın o esnada ağzından çıkan mırıltı ve ifadelerden onun tahtta kalacağı hükümranlık süresini çıkarır ve bunu göksel bir kehanet kabul ederlerdi.
2. “Güneydeki İki Oğlum”: Çin İmparatorlarını Haraca Bağlayan Göktürk Özgüveni
6. yüzyılın ikinci yarısında Göktürk Devleti, Doğu Asya’nın tek süper gücü konumuna erişmişti. O dönemde Çin, Kuzey Çov ve Kuzey Ts’i olmak üzere iki rakip hanedan arasında bölünmüş durumdaydı. Her iki Çin devleti de birbiriyle savaştığı için Göktürklerin askeri desteğini almak ve saldırılarından korunmak adına adeta birbiriyle yarışıyordu.
Kuzey Çov devleti, Göktürk kağanının gönlünü hoş tutmak amacıyla her yıl 100 bin parça ipek kumaş, brokar ve değerli giysileri Göktürklere hediye (cizye/haraç) olarak gönderiyordu. Göktürk elçileri ve Çin başkentinde yaşayan binlerce Göktürk vatandaşı en lüks brokar giysilerle giydiriliyor, saray etleriyle ağırlanıyordu. Kuzey Ts’i devleti ise Göktürk akınlarından o kadar korkuyordu ki hazinelerinde ne kadar değerli eşya ve servet varsa boşaltıp Göktürk kağanına sunuyordu.
Gücünün zirvesindeki T’a-po (Taspar) Kağan, etrafındaki adamlarını toplayarak bozkır hakimiyetinin ve Çin üzerindeki üstünlüğünün simgesi olan şu tarihi sözü söylemiştir:
“Güneyde yaşayan iki oğlum (Kuzey Çov ve Kuzey Ts’i imparatorları) bana karşı saygılı ve itaatkâr olmaya devam ettikleri sürece, yoksul kalmaktan niye korkayım?”.
3. Vejetaryen Olan ve Sutra Çevirten Bir Göktürk Kağanı: T’a-po (Taspar)
Göktürk kağanlarının inanç dünyası yalnızca geleneksel Gök Tanrı ve ata kurbanlarıyla sınırlı değildi. T’a-po Kağan döneminde Çin’deki siyasi temaslar neticesinde Budizm saray çevresinde ciddi bir karşılık buldu.
Kuzey Ts’i ülkesinden gelen Budist keşiş Hui-lin (ve Gandhara’dan gelen keşiş Jinagupta), T’a-po Kağan’a Budizm öğretisindeki sebep-sonuç ilişkilerini ve sevap kavramını anlattı. Öğretiye içtenlikle inanan T’a-po Kağan, bir Budist manastırı (kia-lan) inşa ettirdi. Ardından Çin sarayına elçiler göndererek Nie-p’an-king (Nirvana Sutra), Tsing-ming-king (Vimalakirti Sutra), Hua-yen-king (Avatamsaka Sutra) ve Şi-sung-lü (Vinaya) gibi temel Budist metinleri getirtti.
T’a-po Kağan, Nirvana Sutra’yı Göktürk diline tercüme ettirdi ve kitabın önsözü Çinli devlet adamı Li Te-lin tarafından yazıldı. Kağan bu inanç doğrultusunda sebze ile beslenmeye başlayarak vejetaryen oldu, sıkı perhizler uyguladı, pagodaların ve Buda heykellerinin etrafında dönerek ibadet etti ve hatta Çin’de doğmamış olduğuna hayıflandı.
4. Yüz Kesme Törenleri ve Kızını Tazminat Olarak Verme Kanunu
Göktürk toplumunda hem cenaze matem ritüelleri hem de ceza hukuku oldukça katı kurallarla şekillenmişti.
- Cenaze ve Yüz Kesme Ritüeli: İçlerinden biri öldüğünde, ölen kişinin yakınları kurbanlık koyun ve atları çadırın önüne koyarlardı. Atlarına binerek çadırın etrafında yedi kez dönerler, çadırın önüne geldiklerinde ise bıçakla yüzlerini çizer ve keserlerdi; öyle ki kan ile gözyaşı birbirine karışırdı. Bu tören defin gününde de tekrarlanırdı. Göktürkler, kendilerini ziyarete gelen Çin elçisi Wang K’ing’den bile kağanın cenazesinde sadakat göstergesi olarak yüzünü bıçakla kesmesini talep etmişlerdi. T’ang hanedanı şehzadesi Li Ç’eng-kien ise Göktürk kültürüne olan hayranlığından sahte Göktürk çadırı kurup kağan cenazesi oyunu oynatır, adamlarına yüzlerini kestirirdi.
- Kızını Tazminat Olarak Verme Kanunu: Ceza hukukunda asiler, vatan hainleri ve katiller idam edilir, ırza geçenler hadım edilip bedenleri kalçadan ikiye bölünürdü. En dikkat çekici kanun ise yaralama suçlarındaydı: Kavgada bir başkasının gözünü yaralayan veya sakatlayan kişi, mağdur tarafa ceza/tazminat olarak kızını vermek zorundaydı. Eğer kız çocuğu yoksa karısını verir ve ayrıca mal öderdi; birinin kolunu veya bacağını kıran ise atlarla tazminat öderdi.
5. Kutsal Dağda Yakılan Ateş ve Kuğu Kardeş: Bütün Bildiğiniz Kurt Efsanelerini Unutun
Çin kaynaklarında Doğu Türklerinin menşeine dair yalnızca yaygın olarak bilinen mağarada dişi kurt tarafından büyütülme (A-şi-na / Asena) destanı yer almaz. Bunun yanında çok daha farklı köken efsaneleri de kaydedilmiştir:
- So Devleti ve I-çi-ni-şi-tu: Bir efsaneye göre Türklerin ataları Hiung-nu’ların kuzeyindeki So Devleti’nden gelmekteydi. Kabilenin reisi I-çi-ni-şi-tu adında doğaüstü yetenekleri olan bir liderdi; yağmurlar yağdırıp rüzgarlar estirebiliyordu. Biri Yaz Tanrısı’nın diğeri Kış Tanrısı’nın kızı olan iki periyle evlendi ve dört oğlu oldu.
- Kuğu Kardeş: Bu dahi çocuklardan biri beyaz bir kuğuya dönüştü. Diğer oğlu K’i-ku (Kırgız) devletini kurdu, üçüncüsü Ç’u-Çê nehri kıyısında hüküm sürdü.
- Kutsal Dağda Yakılan Ateş: Dördüncü ve en büyük oğul olan Tsien-Sse-ç’u-çê-şi Dağı’nın yamacında yaşayan lider, bölgesinde havalar dondurucu derecede soğuk olduğu için kabile insanlarının ısınması ve ölmekten kurtulması amacıyla dağda büyük bir ateş yaktı. İnsanları dondurucu soğuktan kurtardığı için onu kabilenin hükümdarı seçtiler.
- Sıçrama Yarışı: Bir diğer rivayette ise reislik için kardeşler bir ağacın altında toplanıp “Kim ağaçta en yükseğe sıçrayabilirse o lider olsun” dediler; en küçük kardeş A-hien Şad en yükseğe sıçrayarak kabilenin reisi ilan edildi.
Özetle Çin kaynakları; Göktürklerin sadece bozkırın askeri gücü değil, aynı zamanda kehanete dayalı karmaşık saray ritüellerine, katı tazminat kanunlarına, Budizm gibi felsefi dinlere açık bir hükümdar profiline ve kuğudan ateşe uzanan zengin bir mitolojiye sahip bir uygarlık olduğunu ortaya koymaktadır.